her şey nasıl bu kadar SEN …
her şey nasıl bu kadar SEN …
Evet dedi kendi kendine yavaşça. Melekler bunu görür ve anlar. İçini bir huzur kapladı ve ağaçlara, yola, yağmura, geceye her yere yayıldı huzur. Olanların hiçbiri kötü değil diye düşündü. Her şey basitleşmeye başlamıştı sonunda. Önceki gün olan olayları anımsadı ve olayların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu fark edince güldü. Bu bağın şan eseri kurulmadığını hissetti ama ortada sözle anlatılmaz ve çok güzel bir bağ vardı. Her şeye ve herkese rağmen yalnız olmadığını biliyordu, babası yukarıdaydı, annesi, kardeşleri, doktor, kedi, akasyalar, çamurlu yol, gökyüzü ve gece hepsi ona bağlıydı. Aynen onun da her şeye bağlı olduğu gibi. Endişelenmesi için bir sebep yoktu. Meleklerin onun için yola çıktığını biliyordu.
Béla Tarr yapımı “Sátántangó” (Şeytanın Tangosu) filminden 1994, Macaristan.
Son fotoğraf, çocuk ile kedinin yerde uzanmış olduğu sahne hakkında küçük bir not: Karanlık. Beyaz. Düşler. Ölüm. Zehir. Bıkkınlık. Hayata tutunma. Güçlülük. Zayıflık. Varoluşçuluk. vs. vs..
— Elindeki kedi ile bu sahnenin birkaç saat öncesi kedi ile öyle bir oyun oynuyordu ki. “Ben senden güçlüyüm,”, “Ben ne yaparsam, yapabilirim. Sen ses çıkarmazsın.”, “Sen güçsüzsün.” falan gibi.. Sonra onu bir ip yumağının bir nevi balık torunun içine hapseder bir yere gitmesin diye. Daha sonra gider ona süt getirir, sütün içine süt tozu yerine fare zehri atar (bilerek veya bilmeyerek) ve kediden yavaşça uzaklaşır içmesi için onu. Kedi önce bir etrafına bakar… Uzun uzun yine bakar, etrafı kol açan eder ve içer. İçtiğinde kedi ölür. Çocuk nereye giderse kediyi elinde gezdirmeye başlar (ölü halde). Onu sevdiğinden. Sonra eski yıkıntıların, harabelerin olduğu bir yere gider ve o fare zehrinden birazını eline boşaltır ve ağzına atar. Sonra kediyi kucağına alır. Öylece yaşamına son verir. Bir nevi Karl Marks’ın dediği gibi, “İntihar insanın kendi varoluşu üzerine söyleyebildiği son sözüdür” sözünü hayatının üzerine uygular.. Oysa bir gün öncesinde çocuk abisi ile birkaç ağacın dibine bir mendil içine (uzun bir süre içinde biriktirdiği paraları) özenle para dikmişti, saf bir umut ile. Paraları ekerken abisine “Para ağacının dört gün içinde büyüyeceğine emin misin?”, “Zengin olacak mıyız?”, “Herkes bizi kıskanacak mı?”, “En güzel odalarda uyuyacak mıyım?” gibi sorular sorar abisi de sürekli, “Elbette.”, “Tabii.” gibi onaylar onu. Bir gün belki birkaç saat üzerinden geçmeden abisinin gelip paraları oradan çıkarması. Küçük çocuğun sonradan gelip para ağacının sulamak isteyince orada bir şeyin olmadığını görmesi. Umudun umutsuzluğa dönüşmesi. Koca bir mutsuzluk.. Ve kendi varoluşun içinde boğulması. Béla Tarr, Sátántangó ile bir gezgin gibi varoluşun peşine düşer. Filmin içindeki, “Fırtınadaki kuru dallar gibiyiz. Kendimizi savunamıyoruz,” ve yine “Hiçbir insanın hayatı çok değerli değildir.” sözleri sistemlerin hiç değişmeyeceği, bir şeylerin asla düzelmeyeceği, her şeyin havada bir toz bulutu gibi saçıp savrulduğu, yaşamanın, bu kuru gürültülü debdebelerin, kırıp dökmelerin, sevgileri savurmaların, göklere çıkarıp bir kuş gibi yere düş(ür)menin, ansızın bir şeylerin sonlanacağı dürtüsü özellikle vurgulanmakta idi. Varoluş serüveni, içinizdeki cennet ve cehennemi, durağanlığı içinizde durmadan yağan yağmuru, sürekli çalışan akciğer, karaciğer ve kalbinizin ansızın durabileceği ve ölümün gerçekleşeceğini, onun yanında yaşam serüveninizde kendi varlığınızı bulup bulmamanız için 450 dakikalık (yaklaşık 7 buçuk saat) güzel bir serüven, tavsiye ederim izlemek isteyenlere. Filmin çocuk ile kediyle ilgili olan o bölümü ve filme bir fragman niteliği için Sátántangó. Son olarak unutmayınız, insan hayatı; anlamlı, zengin, güzel ve kirlidir.
(via bayangulec)
Brahms Intermezzo in e-flat Major, Op 117, No. 1.
Glenn Gould - Piano
I love this piece. It has such a delightful pastoral and hymn-like quality. It feels less like music for playing in an over-lit concert hall and more like something to be hummed on a walk, or played at home, late at night, for just a few beloved and purposefully straggling guests.
(via bayangulec)